DOĞAYA KARŞI DOĞA İLE İÇİÇE BİR YAŞAM

KAÇKARLARIN ZİRVESİNDE DOĞU KARADENİZ

Karadeniz denince, coğrafya derslerimizin denize paralel uzanan bölgesi olarak hafızalarımızda yer alır. Yemyeşil doğası ve bol oksijen yaylaları ile hepimizin hayallerini süsler. Sarı sıcakların insanların iliklerine kadar işlediği Çukurova’da, Karadeniz’de yaşayanlara pek bir imrenilir. Bu sefer biz size karadenizlinin yaşamına etki eden doğanın yüzyıllardır edindirdiği  bazı özelliklerinden bahsedelim...
‘’Kuş Dili’’
Her güzelliğin bir zorluğu olurmuş derler ya Doğu Karadeniz’in dik yokuşlu ve bol tepeli yerleşim alanlarında yaşamakta Karadeniz insanları için adeta yaşam mücadelesidir. İnsanlar bu mücadeleli yaşamı halk oyunlarına, yemek kültürüne ve yaşam biçimine uyarlamışlardır. Mesela ‘’Kuş Dili’’ ile bir tepeden diğer bir tepeye telefonun olmadığı zamanlarda Erkekler ve kadınlar düzenli olarak ıslık aracılığıyla dedikodu yapar, tartışıp flört ederdi. Günümüzde festivallerle yaşatılmaya çalışılan kuşdili unutulmaya yüz tutsa da yarım asırdır devam etmektedir.
‘’Tulum ve Kemençe’’
Güneşli gün sayısı bakımından çoğu zamanını kapalı alanlarda geçirmek durumunda kalan bölge halkı için eğlence ve halk oyunları da Karadeniz yaşamının başrol oyuncusu Doğa’nın izlerini taşır. Kimi zaman Karadeniz’in hırçın dalgalarını, kimi zaman da coşkuyla akan derelerin hikâyesini anlatır. Bazen bir Tulum sesi toplar tüm ahaliyi başına, bezen de bir Kemençe sesiyle kurulurlar Horon’a. Vurulur hızla ayaklar saatler süren yöresel oyunlarla. Tulum; Karadeniz doğasından var olan bir çalgı. Şimşir ağacı, toprak kamışı ve oğlak derisinin sihirli bileşiminden oluşan çalgı, tulumcunun maharetleri ile keyifli bir eğlenceye dönüşür.
‘’Atmaca Sevdası’’
Güneşin bol yağışında fazla olması tarımın az yaylacılığın yaygın olması insanları avcılığa da yönlendirmiştir. Özellikle Bıldırcın avının yaygın olduğu yaylalarda bilinen ve halen gelenek olarak sürdürülen atmaca ile avcılık; Rize’nin Çayeli, Pazar, Ardeşen, Fındıklı ve Artvin’in Arhavi, Hopa, Kemalpaşa ilçelerinde yapılmaktadır. Buralardan olup Diğer İllerde ikamet edenler ise Atmaca sevdasından vazgeçmeyip bulundukları yerlerde bile atmaca beslemekte ve Atmaca İle Avlanmaktadırlar.
Bölge İnsanının Atmacaya olan sevgisi işlerini güçlerini bırakıp, dağ taş demeden yarı aç yarı tok bir şekilde bu kuşun peşinde gezdirecek kadar kuvvetlidir. Şarkılara ve Türkülere bile konu olmuştur bu sevda.
 
‘’Geldi Ağustos Ayı,
Nerdesun Ali Dayi,
Bıldırcınlar geliyi, hazirla Atmacayi
Atmacayim Atmaca,
Kirdiler Kanadumu,
Ne sevdaluk ne bişe çikardiler adumi’’
 
‘’Serender ve kişiye özel Teleferikler’’
Yaylalık yerlerde genellikle tepeler veya yamaçlar üzerine kurulan evlere ve bahçelere ulaşım da zordur. Fındık bahçeleri ya da çay bahçelerinden toplanan ürünü bir şekilde düzlüğe indirmek gerekecektir. Bunun içinde en güzel yöntem ‘’ Teleferik’’lerdir. Zorlu coğrafi şartları daha kolay kılmak için yapılmış bu düzenekler çelik halatlar ile yapılmaktadır. Bazen teleferiklerin yanı sıra değişik mimarileri ile bazı evlerin yanı başında bulunan Serender’lerde dikkatinizi çeker. Serender, köylünün tahılını, yiyeceğini sakladığı, kuruttuğu, altına kışlık odununu depoladığı yerdi. Yine çocuklar yağmurda, güneşte oyunlarını serenderin altında oynarlardı.
Bazen üst dokurcun ağacına atılan bir iple salıncak yapılırdı, bazen direğine köpek bağlanır. Bazen katır veya at bağlanır, orada nallanırdı, yağmurlu havalarda altı çamaşır kurutma yeri olurdu. Karlı kış günlerinde serenderin altı kuşlar için sığınaktı, üstten düşen mısır taneleriyle doyarlardı.
Tüm doğa zorlukları ile doğaya zarar vermeyecek kadar pratik zekâya sahip Karadeniz insanının yaşam öyküsüdür, sizlere yabancı gelen bu terimler. Karadeniz tüm misafirperverliği ve doğası ile sizleri bekliyor.